2

1990 yılından itibaren yeryüzünde yaşanan hızlı küreselleşmeyle birlikte terör de şekil değiştirmiş uluslararası bir mahiyet kazanmıştır. Dolayısıyla terörle mücadelede de yeni küresel yaklaşımlar ve pro-aktif taktikler ortaya konulması bir zorunluluk haline gelmiştir. Küresel Terörizm Endeksi 2015 Raporuna göre; 2014 yılında 93 ülkede 13,370 terörist saldırı olmuş, bu saldırılarda 32,658 insan hayatını kaybetmiştir. 2000 yılından bu yana gerçekleşen 61 bin terörist saldırıda 140 bin insan hayatını kaybetmiş; bu kayıpların yüzde 2.6’sı Batı ülkelerinde, yüzde 97.4’ü dünyanın geri kalan kısmında verilmiştir. 2015 yılında ise rakamlar katlanarak artma eğilimindedir.

Yukarıdaki veriler ortadayken, terörü Ortadoğu ölçeğine indirgemek; küresel terörü sadece Ortadoğu coğrafyasının ürettiği ve radikal dini referansların tetiklediği bir gelişme olarak yorumlamak, bütünü eksik görme ya da en hafif tabiriyle gözden kaçırma teşebbüsüdür. Mutlaka terörün yerel sosyolojisine ilişkin ciddi araştırmalar yapılmalı, sorunlardan çıkış noktası aranmalıdır. Lakin Ortadoğu ve Batı Dünyası ekseninde gelişen ve geçmiş pratiklerden farklılık arz eden yeni terör dalgasının farklı dinamikleri olduğu da görmezden gelinmemelidir.

Dikkat edilirse Ortadoğu’da etkili olan terör örgütlerinin insan sermayesinin önemli bir kısmı Batı, özellikle Avrupa sistemi içinde yetişmiş ve bu coğrafyaya sonradan dahil olmuş militanlardan oluşmaktadır. Hakeza kullanılan silahlar ve teçhizatlar da bu ülkelerce üretilmiştir. Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande’ın, Paris’te gerçekleşen ve 132 kişinin hayatını kaybettiği saldırıya ilişkin yaptığı açıklamada “Fransızları Cuma gecesi başka Fransızlar vurdu” sözü bu gerçeğin itirafıdır. Bu saldırılarla Fransızların yanında, terörden kaçarak Avrupa kapılarına dayanan Mültecilerde hedef alınmış; Mülteci dramına kayıtsız kalan Avrupalı yönetimleri harekete geçmeye zorlayan sıradan Avrupalı insanların merhamet ve vicdanı da vurulmuştur.

Esasında her konuda sınır tanımaz bu yeni terör dalgası; adaleti, paylaşımı ve barışı ıskalayan Küresel Sistemin çarpıklığının bir neticesidir. Bu noktada Cumhurbaşkanımız Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın “Dünya 5’ten büyüktür” manifestosunun gereğinin yapılması; küresel adaletsizlik nedeniyle insanlığı bekleyen yıkımların önüne geçmek için iyi bir başlangıç noktasıdır. Bir taraftan haklı olarak DAEŞ’le top yekun mücadele kararları alınırken, diğer taraftan bir terör örgütü olan PYD’nin dönemsel çıkarlara hizmet ediyor diye desteklenmesinin izahı yoktur. Artık gerçeği konuşma, dünyanın Türkiye’nin tezlerine kulak verme ve terörün dini, dili, ırkı, mezhebi olmadığı gerçeğinde birleşme vakti gelmiştir. Terörden şikayet eden hiçbir ülke ve uluslararası aktörün Pkk’nın terör örgütü olduğu noktasında tereddüt oluşturacak yaklaşımlar ortaya koymaya hakkı yoktur.

Bu kapsamda Antalya’da Türkiye’nin ev sahipliği ve organizasyonunda “ekonomik büyüme ve istihdamın arttırılması” gündemi ile toplanan G20 Zirvesine Türkiye’nin gayretleriyle terörün de ana gündem olarak eklenmesi ve sonuç bildirgesinden ayrı olarak “terörizm ile mücadelede uluslararası kararlılığı” içeren 9 maddelik bir terör bildirgesinin de yayınlanması son derece yerinde olmuştur. Gelinen aşama itibarıyla küresel aktörler terörist örgütlere ilişkin “Benim teröristim iyi, senin teröristin kötü ikiyüzlülüğünü ve özgürlük savaşçısı vb.” tanımlamalarla çıkarlarına uygun terör örgütlerini aklama anlayışını bir tarafa bırakmalıdır.

Terör sorunun kendisi değil, tezahürüdür. G20’nin iş dünyasını temsil eden kolu Business20 (B20-İş20) ile Labor20’nin (L20-Emek20) toplantısında Cumhurbaşkanımız Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın “terör ile gelir dağılımı adaletsizliği” arasındaki bağlantıya vurgu yaparak ve iş dünyası temsilcilerine “Dünyada eşitsizliklerin azaltılması için biraz az kazanın, kazandıklarınızı dar gelirli insanlarla paylaşın” çağrısı meselenin özüdür. Küresel terör gerçeği, temel insani değerler etrafında küresel güvenlik tedbirlerinin alınmasını, küresel adaletsizliği gidermeye yönelik kararlı politikaların ortaya konmasını ve sürdürülebilirlik kapsamında küresel refah, paylaşım ve barışın sağlanmasını zorunlu kılmaktadır.

 

Hakan Çağlar Erürker / 19 Kasım 2015

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir